son.10 yazı
en çok.okunanlar
bağlantılar
link değişimi için bana ulaşınanket
Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...
gece sözcüğüne uygun sonuçlar:
Buraya Edebi Bir Başlık Rica Edeyim
yorum yapılmamış
Uzun zamandır yazmamışım göründüğü kadarıyla, eksik kalmış buralar. Şimdi nöbetteyim, hazır iş güç yok, internet de var, bakayım dedim şöyle bir. Yağmurlar altında çırılçıplak, güneşin bağrında kazakla sanki. Öyle bir tanım işte bu, öylesine hatta.
etiketler:
günlük,
deneme,
yagmur,
doktor
devamı >>
Böyle Şey Gibi... mmm... Ebleh... Fodul... Hah, Kekremsi İşte...
yorum yapılmamış
Telefonda konuşuyoruz uzun bir süre, bıkmadan ve doymaksızın. Sesler birbirine karışıyor, bazen fısıldayarak bazen de haykırarak. Arkadaşıyla sahilde yürümüşler biraz, yemek yemişler, sonra da eve. Bugün ne yaptın diyorum, arkdaşımla buluştum diyor, seviyorum diyorum, canım diyor, aşığım diyorum, gülüyor. Omzum ağrıyor, havadan olsa gerek. Hava bulutlanmayagörsün hemen nevrim dönüyor. Bir keder ki sorma, ki her şeyi havaya yoruyorum, bahanem hazır yani. Pencereyi açtım da bari biraz hava dolsun içeri, sabahtan beridir bir yemek kokusu almış başını gidiyor.
etiketler:
günlük,
deneme,
siradan,
yagmur,
gece
devamı >>
Masalsı Gerçekliğin Romanı: Yüzyıllık Yalnızlık
yorum yapılmamış
Gabriel García Márquez'i ilk kez okuma fırsatını buldum Yüzyıllık Yalnızlık'ta. İlk kez okumalar beni hep heyecanlandırır; yeni yazarlar, yeni içerikler ve daha bir sürü sebepten dolayı... Belki de bu sebepler Márquez'in edebiyat dünyasındaki kendini kanıtlamışlığına paralel olarak onu keşfetme isteğimi de kamçıladı diyebilirim. Ancak bu kanıtlamışlık tehlikeli bir sonucu da beraberinde getirir: Popülerite... Ben de bu sözcükten itina ile uzak durur ve korkarım da. Popüler olandan uzak durmak gibi bir eğilimim olmuştur her daim. Esasında bu şaheser herkesin ağzında sakız olmuş bir kitap olmasına rağmen, ismi bilinen ve "güzel" olduğundan sadece bahsedilen bir kitap olduğunu gözlemlemek hiç de zor değildir Yüzyıllık Yalnızlık'ın. Demek istediğim kitabın okuyanı çok azdır.
etiketler:
yüzyillikyalnizlik,
gabrielgarciamarquez,
kitap,
roman,
masal,
edebiyat,
deneme,
elestiri
devamı >>
İhsan Oktay Anar Sempozyumu Günlüğü
2 yorum
Daha ilk duyduğum andan beri tek bir ayrıntısını dahi kaçırmamacasına hazırlandığım İhsan Oktay Anar Sempozyumu 25 nisan cumartesi günü Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kampüsü'nde "tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek" bir atmosferde gerçekleştirildi. Edebiyat dünyasına beş muhteşem yapıt kazandırmış olan bir yazarı çevrenizdeki insanlar pek bilmiyorsa siz de o yazarı kendinize özel sanırsınız ve bu durum sizi tarif edilmesi zor duyguların içerisinde bırakabilir. Onu eşsiz hayal dünyanızın bir ürünü olarak düşlememeniz için de bir sebep kalmaz. Zira onu sadece resimlerde görmüş olmak onun bir hayalden ibaret olma ihtimalini de kuvvetlendirir. Sunucunun açılışta "Sayın Anar geleceğinizi biliyordum" diyerek yaptığı şakaya "arkaya dönme" yanıtı vermek ise istem dışı bir hareketten ibaret olabilir ancak. Bu hissiyatın, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir çeşit hezeyan olduğunu tam da böyle bir etkinlikte fark edersiniz.
etiketler:
ihsanoktayanar,
sempozyum,
puslukitalaratlasi,
suskunlar,
kitabülhiyel,
amat,
efrasiyabinhikayeleri,
uzunihsanefendi,
edebiyat,
günlük
devamı >>
Devinim ve Yenilik
yorum yapılmamış
Varlığından bile bihaber, yalnızlığı algılayamayacak kadar aciz, bir ağacın toprağın altında kalan kısmını rahatsız etmekle meşguldü, kıpırdayamadan duruyordu orada. Havaya dahi ihtiyacı olmasa gerek eski neşesinden uzak kasvetli gökyüzüne meydan okuyabiliyordu. Zaman güneşin kavurucu sıcaklığından yağmurun serin dokunuşuna doğru ilerliyordu. Birlikte yaşamaya çalıştığı kökün sahibi ağaç ise farkındaymış gibi olan bitenin, ağlamaklı olmuştu. Ancak bu, hüznü içermiyordu, sadece ve sadece zamanın akışına bir ayak uydurmaydı.
etiketler:
yenilik,
bahar,
günes,
edebiyat,
deneme
devamı >>
Yazmak Üzerine
yorum yapılmamış
Beyinleri uyuşturan kaosu ve yanında getirdiği düşünsel zaafiyeti kenardan izlemek istiyorum bir an, yapmacık heyecanlı yaşamların sığlığına bir yabancı gözüyle bakabilmek. Belli ki aradığım bir şeyler var, mutluluk olabilir mi? Kenardaki "ben", mutluluğu başarma hırsıyla elde edilmiş bir sevinçte aramak yerine, sessizlikte ve yalnızlıkta arıyorum, düşünerek ve yazarak. Düşünmek için mi kenara çekildim ben şimdi yani? Yalnızlık gerekli mi bunun için ya da burada gerçekten yalnız olduğumu düşünerek aptallık mı ediyorum? Her şey bir yana kargaşaya teslim ettiğim "ben"i yönetebiliyorum kenardan.
etiketler:
yalnızlık,
düsünmek,
kafka,
dostoyevski,
ask,
edebiyat,
deneme
devamı >>
Bataille'in Yeni Ahlakı
yorum yapılmamış
Edebiyatta kötülüğü merkez alan bir anlayışla kitaplarını yazan Georges Bataille'e göre kötülük, hayatın en temel gerçeklerinden biridir. Çünkü kötülük bir ahlak yoksunluğu veya eksikliği değil tam tersine belki de yepyeni bir ahlak anlayışıdır. Bu durumda ahlak, yasakları aşmanın bir yoludur Bataille'e göre ve gerçek özgürlük yaşamı kışkırtmaktan geçer. Böylece yeniden yaratılan değerler sayesinde gidilebilecek en uzak yere gidilmiş olur. Sonuç olarak da boyun eğmekten uzak durulmuş olur. Tüm bunlar için kötülüğün uygulanmasında yine de cesaret gereklidir. Edebiyat bu iş için aracı görevi yapar Bataille'in yazdıklarında. Edebiyatını kötülükle besler ve kendince anlam katar ona.
etiketler:
bataille,
edebiyat,
kötülük,
ahlak,
nietzsche,
deneme,
elestiri
devamı >>
Yarınlara Bırakmadan Önce
yorum yapılmamış
Yazdığı tüm yazıları sevgili arkadaşı Max Brod'a emanet ederken vasiyetini de söylemiş ona Franz Kafka; her hangi bir şekilde yayınlanmasını istememiş yazdıklarının. Yazdığı onca hikayeyi, romanı, makaleyi sadece kendine yazacak kadar bencil ve bir o kadar da umutsuz. Ama belli ki Kafka artık vazgeçmiş yaşamından, ruhunun yıprandığını, toplum tarafından yıpratıldığını kabullenmek zorunda kalmış ve en nihayetinde bir böcek gibi hissetmiş kendini. Oysa yazmak zaten biraz da içtekileri paylaşmanın bir yolu değil midir, sıradan olmayan bir kağıt müsveddesiyle... Belki de Kafka isteyerek bu yolu seçmişti, bilinmez. Oysa ki bizler ne yazıyoruz ne de konuşuyoruz. Sevgileri yarınlara bırakıyoruz, bitmeyen işleri bahane ederek. Behçet Necatigil ne de güzel söylemiş Sevgilerde adlı şiirinde...
etiketler:
maxbrod,
kafka,
sevgi,
behçetnecatigil,
siir,
edebiyat,
deneme
devamı >>
Eskide Kalan
1 yorum
Karmaşık şehir hayatı ve bu karmaşada sürüp giden, gitmeye çalışan bir ders döneminin ardından gelen yaz tatili bir fırsattır beni ben yapan, memleketim ve aynı zamanda evim olan, sevdiklerimi barındıran güzel ilçem Görele'ye kavuşmak için. Ağaçların yeniden yeşermesidir, menekşelerin mor ışığını, kuşların sokakta top oynayan çocukların sesine karışan cıvıltısını tekrar yaşayabilmektir Görele. Eskilerden kalan bir kaç anıyı hüzünlenmeye değer bulmaktır. Kendini tek başına sahilde oturuken bulmaktır belki de. Ya da martıların denizle dansını, balıkçı teknelerinin silüetini kıskanmaktır akşamüstü alacakaranlığında.
etiketler:
görele,
memleket,
nostalji,
özlem,
edebiyat,
deneme
devamı >>
Bir Yıl...
yorum yapılmamış
Bir yıl olacak bu siteyi hazırlayalı. Evet heyecanlıyım hâlâ, daha bir yıl olmadan bunu paylaşmak istemem de bundandır.
Çok klâsik belki ama gerçekten daha dün gibi. 2007'nin yazında öğrenmeye başladığım -en azından öğrenmek için çabaladığım ki öğrenmiş olsam gerek:)- web programlama işinde kendimi biraz da olsa geliştirdiğime inanıyorum.
etiketler:
website,
webprogramlama,
günlük
devamı >>
Yeni Bir Sınav Dönemi...
yorum yapılmamış
Dördüncü sınıf... Belki de tıp fakültesinde en çok zorlandığım ve zorlanacağım stajdayım şu sıralar... Dahiliye stajı... Her stajın bir sonu her sonda da bir sınav var elbet. Tüm stresiyle geldi çattı sınav vakti yine. İki hafta kala hala yeterli bir tempoya ulaşmayan çalışma çabası...
etiketler:
sınav,
vize,
final,
dahiliye,
staj,
üniversite,
günlük,
devamı >>
<< anasayfaya git
Uzun zamandır yazmamışım göründüğü kadarıyla, eksik kalmış buralar. Şimdi nöbetteyim, hazır iş güç yok, internet de var, bakayım dedim şöyle bir. Yağmurlar altında çırılçıplak, güneşin bağrında kazakla sanki. Öyle bir tanım işte bu, öylesine hatta.
devamı >>
Telefonda konuşuyoruz uzun bir süre, bıkmadan ve doymaksızın. Sesler birbirine karışıyor, bazen fısıldayarak bazen de haykırarak. Arkadaşıyla sahilde yürümüşler biraz, yemek yemişler, sonra da eve. Bugün ne yaptın diyorum, arkdaşımla buluştum diyor, seviyorum diyorum, canım diyor, aşığım diyorum, gülüyor. Omzum ağrıyor, havadan olsa gerek. Hava bulutlanmayagörsün hemen nevrim dönüyor. Bir keder ki sorma, ki her şeyi havaya yoruyorum, bahanem hazır yani. Pencereyi açtım da bari biraz hava dolsun içeri, sabahtan beridir bir yemek kokusu almış başını gidiyor.
devamı >>
Gabriel García Márquez'i ilk kez okuma fırsatını buldum Yüzyıllık Yalnızlık'ta. İlk kez okumalar beni hep heyecanlandırır; yeni yazarlar, yeni içerikler ve daha bir sürü sebepten dolayı... Belki de bu sebepler Márquez'in edebiyat dünyasındaki kendini kanıtlamışlığına paralel olarak onu keşfetme isteğimi de kamçıladı diyebilirim. Ancak bu kanıtlamışlık tehlikeli bir sonucu da beraberinde getirir: Popülerite... Ben de bu sözcükten itina ile uzak durur ve korkarım da. Popüler olandan uzak durmak gibi bir eğilimim olmuştur her daim. Esasında bu şaheser herkesin ağzında sakız olmuş bir kitap olmasına rağmen, ismi bilinen ve "güzel" olduğundan sadece bahsedilen bir kitap olduğunu gözlemlemek hiç de zor değildir Yüzyıllık Yalnızlık'ın. Demek istediğim kitabın okuyanı çok azdır.
devamı >>
Daha ilk duyduğum andan beri tek bir ayrıntısını dahi kaçırmamacasına hazırlandığım İhsan Oktay Anar Sempozyumu 25 nisan cumartesi günü Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kampüsü'nde "tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek" bir atmosferde gerçekleştirildi. Edebiyat dünyasına beş muhteşem yapıt kazandırmış olan bir yazarı çevrenizdeki insanlar pek bilmiyorsa siz de o yazarı kendinize özel sanırsınız ve bu durum sizi tarif edilmesi zor duyguların içerisinde bırakabilir. Onu eşsiz hayal dünyanızın bir ürünü olarak düşlememeniz için de bir sebep kalmaz. Zira onu sadece resimlerde görmüş olmak onun bir hayalden ibaret olma ihtimalini de kuvvetlendirir. Sunucunun açılışta "Sayın Anar geleceğinizi biliyordum" diyerek yaptığı şakaya "arkaya dönme" yanıtı vermek ise istem dışı bir hareketten ibaret olabilir ancak. Bu hissiyatın, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir çeşit hezeyan olduğunu tam da böyle bir etkinlikte fark edersiniz.
devamı >>
Varlığından bile bihaber, yalnızlığı algılayamayacak kadar aciz, bir ağacın toprağın altında kalan kısmını rahatsız etmekle meşguldü, kıpırdayamadan duruyordu orada. Havaya dahi ihtiyacı olmasa gerek eski neşesinden uzak kasvetli gökyüzüne meydan okuyabiliyordu. Zaman güneşin kavurucu sıcaklığından yağmurun serin dokunuşuna doğru ilerliyordu. Birlikte yaşamaya çalıştığı kökün sahibi ağaç ise farkındaymış gibi olan bitenin, ağlamaklı olmuştu. Ancak bu, hüznü içermiyordu, sadece ve sadece zamanın akışına bir ayak uydurmaydı.
devamı >>
Beyinleri uyuşturan kaosu ve yanında getirdiği düşünsel zaafiyeti kenardan izlemek istiyorum bir an, yapmacık heyecanlı yaşamların sığlığına bir yabancı gözüyle bakabilmek. Belli ki aradığım bir şeyler var, mutluluk olabilir mi? Kenardaki "ben", mutluluğu başarma hırsıyla elde edilmiş bir sevinçte aramak yerine, sessizlikte ve yalnızlıkta arıyorum, düşünerek ve yazarak. Düşünmek için mi kenara çekildim ben şimdi yani? Yalnızlık gerekli mi bunun için ya da burada gerçekten yalnız olduğumu düşünerek aptallık mı ediyorum? Her şey bir yana kargaşaya teslim ettiğim "ben"i yönetebiliyorum kenardan.
devamı >>
Edebiyatta kötülüğü merkez alan bir anlayışla kitaplarını yazan Georges Bataille'e göre kötülük, hayatın en temel gerçeklerinden biridir. Çünkü kötülük bir ahlak yoksunluğu veya eksikliği değil tam tersine belki de yepyeni bir ahlak anlayışıdır. Bu durumda ahlak, yasakları aşmanın bir yoludur Bataille'e göre ve gerçek özgürlük yaşamı kışkırtmaktan geçer. Böylece yeniden yaratılan değerler sayesinde gidilebilecek en uzak yere gidilmiş olur. Sonuç olarak da boyun eğmekten uzak durulmuş olur. Tüm bunlar için kötülüğün uygulanmasında yine de cesaret gereklidir. Edebiyat bu iş için aracı görevi yapar Bataille'in yazdıklarında. Edebiyatını kötülükle besler ve kendince anlam katar ona.
devamı >>
Yazdığı tüm yazıları sevgili arkadaşı Max Brod'a emanet ederken vasiyetini de söylemiş ona Franz Kafka; her hangi bir şekilde yayınlanmasını istememiş yazdıklarının. Yazdığı onca hikayeyi, romanı, makaleyi sadece kendine yazacak kadar bencil ve bir o kadar da umutsuz. Ama belli ki Kafka artık vazgeçmiş yaşamından, ruhunun yıprandığını, toplum tarafından yıpratıldığını kabullenmek zorunda kalmış ve en nihayetinde bir böcek gibi hissetmiş kendini. Oysa yazmak zaten biraz da içtekileri paylaşmanın bir yolu değil midir, sıradan olmayan bir kağıt müsveddesiyle... Belki de Kafka isteyerek bu yolu seçmişti, bilinmez. Oysa ki bizler ne yazıyoruz ne de konuşuyoruz. Sevgileri yarınlara bırakıyoruz, bitmeyen işleri bahane ederek. Behçet Necatigil ne de güzel söylemiş Sevgilerde adlı şiirinde...
devamı >>
Karmaşık şehir hayatı ve bu karmaşada sürüp giden, gitmeye çalışan bir ders döneminin ardından gelen yaz tatili bir fırsattır beni ben yapan, memleketim ve aynı zamanda evim olan, sevdiklerimi barındıran güzel ilçem Görele'ye kavuşmak için. Ağaçların yeniden yeşermesidir, menekşelerin mor ışığını, kuşların sokakta top oynayan çocukların sesine karışan cıvıltısını tekrar yaşayabilmektir Görele. Eskilerden kalan bir kaç anıyı hüzünlenmeye değer bulmaktır. Kendini tek başına sahilde oturuken bulmaktır belki de. Ya da martıların denizle dansını, balıkçı teknelerinin silüetini kıskanmaktır akşamüstü alacakaranlığında.
devamı >>
Bir yıl olacak bu siteyi hazırlayalı. Evet heyecanlıyım hâlâ, daha bir yıl olmadan bunu paylaşmak istemem de bundandır.
Çok klâsik belki ama gerçekten daha dün gibi. 2007'nin yazında öğrenmeye başladığım -en azından öğrenmek için çabaladığım ki öğrenmiş olsam gerek:)- web programlama işinde kendimi biraz da olsa geliştirdiğime inanıyorum.
devamı >>
Dördüncü sınıf... Belki de tıp fakültesinde en çok zorlandığım ve zorlanacağım stajdayım şu sıralar... Dahiliye stajı... Her stajın bir sonu her sonda da bir sınav var elbet. Tüm stresiyle geldi çattı sınav vakti yine. İki hafta kala hala yeterli bir tempoya ulaşmayan çalışma çabası...
devamı >>