son.10 yazı
en çok.okunanlar
bağlantılar
link değişimi için bana ulaşınanket
Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...
Uzun zamandır yazmamışım göründüğü kadarıyla, eksik kalmış buralar. Şimdi nöbetteyim, hazır iş güç yok, internet de var, bakayım dedim şöyle bir. Yağmurlar altında çırılçıplak, güneşin bağrında kazakla sanki. Öyle bir tanım işte bu, öylesine hatta.
devamı >>
Telefonda konuşuyoruz uzun bir süre, bıkmadan ve doymaksızın. Sesler birbirine karışıyor, bazen fısıldayarak bazen de haykırarak. Arkadaşıyla sahilde yürümüşler biraz, yemek yemişler, sonra da eve. Bugün ne yaptın diyorum, arkdaşımla buluştum diyor, seviyorum diyorum, canım diyor, aşığım diyorum, gülüyor. Omzum ağrıyor, havadan olsa gerek. Hava bulutlanmayagörsün hemen nevrim dönüyor. Bir keder ki sorma, ki her şeyi havaya yoruyorum, bahanem hazır yani. Pencereyi açtım da bari biraz hava dolsun içeri, sabahtan beridir bir yemek kokusu almış başını gidiyor.
devamı >>
Bittikten sonra başka bir eylem başlar. Örneğin yemek yedikten sonra sırada mayışmak olabilir veya işinize kaldığınız yerden devam etmek, uyandıktan sonra yüzünüzü yıkarsınız, okuduğunuz kitap bittiyse sıradaki için heyecanlanırsınız veya sevmemişsinizdir de derin bir oh çekersiniz. Ders bittiyse arkadaşlarınızla bir yere gidip çay-kahve-bira vb. içebilir veya eve gidip uyuyabilirsiniz, eğer dönem bittiyse tatile çıkarsınız, ailenizin yanına gidersiniz, ya da hiçbir şey yapmadan günlerinizi geçirirsiniz. Benim de bu dönemim bitti ve ne yapıyorum, gidiyorum; boşluğa.
devamı >>
Gabriel García Márquez'i ilk kez okuma fırsatını buldum Yüzyıllık Yalnızlık'ta. İlk kez okumalar beni hep heyecanlandırır; yeni yazarlar, yeni içerikler ve daha bir sürü sebepten dolayı... Belki de bu sebepler Márquez'in edebiyat dünyasındaki kendini kanıtlamışlığına paralel olarak onu keşfetme isteğimi de kamçıladı diyebilirim. Ancak bu kanıtlamışlık tehlikeli bir sonucu da beraberinde getirir: Popülerite... Ben de bu sözcükten itina ile uzak durur ve korkarım da. Popüler olandan uzak durmak gibi bir eğilimim olmuştur her daim. Esasında bu şaheser herkesin ağzında sakız olmuş bir kitap olmasına rağmen, ismi bilinen ve "güzel" olduğundan sadece bahsedilen bir kitap olduğunu gözlemlemek hiç de zor değildir Yüzyıllık Yalnızlık'ın. Demek istediğim kitabın okuyanı çok azdır.
devamı >>
Daha ilk duyduğum andan beri tek bir ayrıntısını dahi kaçırmamacasına hazırlandığım İhsan Oktay Anar Sempozyumu 25 nisan cumartesi günü Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kampüsü'nde "tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek" bir atmosferde gerçekleştirildi. Edebiyat dünyasına beş muhteşem yapıt kazandırmış olan bir yazarı çevrenizdeki insanlar pek bilmiyorsa siz de o yazarı kendinize özel sanırsınız ve bu durum sizi tarif edilmesi zor duyguların içerisinde bırakabilir. Onu eşsiz hayal dünyanızın bir ürünü olarak düşlememeniz için de bir sebep kalmaz. Zira onu sadece resimlerde görmüş olmak onun bir hayalden ibaret olma ihtimalini de kuvvetlendirir. Sunucunun açılışta "Sayın Anar geleceğinizi biliyordum" diyerek yaptığı şakaya "arkaya dönme" yanıtı vermek ise istem dışı bir hareketten ibaret olabilir ancak. Bu hissiyatın, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir çeşit hezeyan olduğunu tam da böyle bir etkinlikte fark edersiniz.
devamı >>
10 Nisan 2009: Albümün gecikmesinden dolayı bugün özür dilemişler; buradan bakabilirsiniz.
Bir kaç haftadır Redd'in yeni albümünün çıkmasını bekliyorum. Bekleme süreci bir garip aslında. Şöyle ki; Redd yeni albümü hazırlamış, koymuş bir kenara, orada duruyor. Belki bir nedeni vardır demek istiyorum, yoksa dinleyenlerini bu kadar bekletmek hiç de hoş değil. Bana katılıyorsunuzdur herhalde.
devamı >>
Varlığından bile bihaber, yalnızlığı algılayamayacak kadar aciz, bir ağacın toprağın altında kalan kısmını rahatsız etmekle meşguldü, kıpırdayamadan duruyordu orada. Havaya dahi ihtiyacı olmasa gerek eski neşesinden uzak kasvetli gökyüzüne meydan okuyabiliyordu. Zaman güneşin kavurucu sıcaklığından yağmurun serin dokunuşuna doğru ilerliyordu. Birlikte yaşamaya çalıştığı kökün sahibi ağaç ise farkındaymış gibi olan bitenin, ağlamaklı olmuştu. Ancak bu, hüznü içermiyordu, sadece ve sadece zamanın akışına bir ayak uydurmaydı.
devamı >>
Tek başına yaşamakta kendine ayrılmış mütevazı köşesinde, üstelik hastane-kampüs karışımı bir havanın yıllarca önce kondurulmuş yorgun bir binasının dibinde, fonda koyu yeşil boyası dökülmüş, yer yer çatlaklar içeren bir duvar. Tecrübesizliğinin gafletine düşüp pespembe çiçeklerini mart ayının aldatan güneşiyle pay eder her sene. Mart güneşi onu aldatır ama o hiç esirgemez gülen yüzünü. Zaten kaç yaşındadır ki... Beş, bilemedin altı senedir oracıkta ikamet etmekte.
devamı >>
Beyinleri uyuşturan kaosu ve yanında getirdiği düşünsel zaafiyeti kenardan izlemek istiyorum bir an, yapmacık heyecanlı yaşamların sığlığına bir yabancı gözüyle bakabilmek. Belli ki aradığım bir şeyler var, mutluluk olabilir mi? Kenardaki "ben", mutluluğu başarma hırsıyla elde edilmiş bir sevinçte aramak yerine, sessizlikte ve yalnızlıkta arıyorum, düşünerek ve yazarak. Düşünmek için mi kenara çekildim ben şimdi yani? Yalnızlık gerekli mi bunun için ya da burada gerçekten yalnız olduğumu düşünerek aptallık mı ediyorum? Her şey bir yana kargaşaya teslim ettiğim "ben"i yönetebiliyorum kenardan.
devamı >>
[1] [2] [3] [4]