son.10 yazı
en çok.okunanlar
bağlantılar
link değişimi için bana ulaşınanket
Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...
İhsan Oktay Anar Sempozyumu Günlüğü
Daha ilk duyduğum andan beri tek bir ayrıntısını dahi kaçırmamacasına hazırlandığım İhsan Oktay Anar Sempozyumu 25 nisan cumartesi günü Bilgi Üniversitesi Santralİstanbul Kampüsü'nde "tarih kadar hayal, rüya kadar gerçek" bir atmosferde gerçekleştirildi. Edebiyat dünyasına beş muhteşem yapıt kazandırmış olan bir yazarı çevrenizdeki insanlar pek bilmiyorsa siz de o yazarı kendinize özel sanırsınız ve bu durum sizi tarif edilmesi zor duyguların içerisinde bırakabilir. Onu eşsiz hayal dünyanızın bir ürünü olarak düşlememeniz için de bir sebep kalmaz. Zira onu sadece resimlerde görmüş olmak onun bir hayalden ibaret olma ihtimalini de kuvvetlendirir. Sunucunun açılışta "Sayın Anar geleceğinizi biliyordum" diyerek yaptığı şakaya "arkaya dönme" yanıtı vermek ise istem dışı bir hareketten ibaret olabilir ancak. Bu hissiyatın, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir çeşit hezeyan olduğunu tam da böyle bir etkinlikte fark edersiniz.

İhsan Oktay Anar Sempozyumu'nun yapıldığı mekana ilk adımımı attığımda kapıldığım his tam olarak bu oldu. Etrafta Anar'ı tanıyan, bilen ve onun kitaplarını okumuş onlarca ve hatta yüzlerce kişilik bir kitle vardı nitekim. Herkes Anar'ın karakterlerinin resmedildiği sergiyi dolaşıyor, Kitab-ül Hiyel'deki makinelerin maketlerine odaklanmış birbirlerine bir şeyler anlatıyordu. Çizerler için eskizler, Efrasiyab'ın Hikayeleri romanının orijinal el yazmaları, Amat gemisinin güzergahının gösterildiği bir eski dünya haritası... Bütün bunların ortasında defaatle dolaşarak kademeli bir analiz imkanı sağladım kendime. Konuşmalar için salona girdiğimde aslında beklediğimdem daha küçük bir mekanla karşılaştım ve baştan söyleyeyim ki oraya sığamadık. Yerimi kaptırmayayım diye aralarda çıkmamaya, çıksam da hemen geri dönmeye özen gösterdim. Kendime orta sıralarda bir yer ayarlayıp bütün dikkatimle konuşmaları dinlemeye koyuldum. Hem sunucunun hem de ilk konuşmacıların sempozyumu açma girişiminden önce Bezmârâ adlı daha önce hiç duymadığım topluluğun 16.-17. yüzyıla ait çeşitli çalgılar eşliğindeki dinletisine kulak verdik ki İhsan Oktay Anar'ın kurguladığı dünyasına eşlik etmesi açısından yaşattığı işitsel zevki gayet yerindeydi. İlk konuşmacılar Murat Belge ile Ahmet İnam oldu. Murat Belge dersini pek çalışmamış olsa gerek kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında Anar'ın ince mizahından bahsederken bu mizahı "okurken arka plandan gelen gülme sesleri varmış gibi" diyerek tanımladı, hak verdim. Açıkçası beklentilerimin çok çok altında kalmıştı konuşması. Ahmet İnam ise uzunca ve doyurucu bir konuşma yaptı ki tam anlamıyla beni ferahlatmıştı. Bu ferahlama sadece kendi istediklerimi duymuş olmaktan ziyade sempozyumun çok verimli geçeceğini de önceden haber veriyordu kuşkusuz. Ahmet İnam, Anar'ın yeni dünyalar kurguladığından söz açarken edebi eleştirilerde yazarın çeşitli metaforlara yer verme çabasının değerlendirilmesinin yanında dikkat edilmesi gereken daha başka noktaların olması gerektiğini vurguladı ve son derece haklıydı aslında. Zira salt İhsan Oktay Anar örneğinden gidecek olursak, yazarın bütün yapıtları okurun anlamak istediğinin haricinde muhteşem bir dünyaya ayna tutmakta. Kendine has üslubu postmodernist akımda onun bir adım öne çıkmasını sağlayabilecek kadar da başarılı kanaatimce. Ahmet İnam'ın da dediği gibi obsesif denebilecek ölçüde sarsılmaz bir kurgusallığı içeriyor romanları. Karakteri veya mekanı tanımlarken en ince ayrıntısını da okura yansıtıyor, biz de bu sayede hikayeyin içine girebiliyoruz. Bu sebeptendir ki Suskunlar'ı okurken eski İstanbul'u dolaşabiliyorsunuz Eflatun'la birlikte ve yine bu sebeptendir ki cumartesi günkü sergide kitaplarındaki karakterleri resmedilmiş olarak görebiliyoruz ve bunları kendi hayalimizden çok da farklı bulmuyoruz.
Biz okurlar olarak onun kitaplarını okurken kendimizi hikayenin içinde ne kadar buluyorsak Anar da aynı şekilde içindedir yazdıklarının. İnam bu konuya da değindi konuşmasının bir bölümünde. İhsan Oktay Anar'ın romanlarıyla ilgili "duygu yok, aşk yok, itici bir havası var, bir sürü kitap okuyup, onlardan kendince kurgusal bir dünya yaratmış" şeklindeki eleştirilere de cevap verdi. Konuşmasını "İhsandır, Oktaydır, Anardır, başımın üstünde yeri vardır" diyerek noktalarken tadı damağımda kalan bir bölümü geride bıraktık. Belge ile İnam'dan sonra gelen Gürsel Korat inceden inceye eleştirdi Anar'ı, ben de konuşmanın içeriğiyle ilgili yazmama hakkımı kendimde buluyor ve burayı yüksek müsaadenizle atlıyorum. Aslını sorarsanız çok not tutmamışım bu noktada. Aklımda da pek bir şey kalmadı desem yeridir. Sonra bir tıp fakültesi altıncı sınıf öğrencisi arkadaş, Sabri Kurtay, Kitab-ül Hiyel'in hikayesinden bir meddah gösterisi hazırlamış. Eğlenceliydi fakat yine de o kadar uzun sürmese daha güzel olacaktı. Ancak her şeye rağmen gösterinin ortasında alkış tutup "hadi bitsin artık, sıkıldık" deme hakkını da kendimde görmüyorum açıkçası. Gösteriden sonra Elif Şafak geldi, hakkında açılan 301. madde davası dışında kendisiyle ilgili pek bir bilgim yok, hiç bir kitabını da okumadım, her ne kadar Anar'ın günümüz yazarlarından en çok sevdiği yazar olsa da. O da bir okur ve yazar olarak İhsan Oktay Anar'dan nasıl etkilendiğinden ayrı ayrı bahsetti, ki konuşması diğer bir çok konuşmadan daha doluydu diyebilirm. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğretim Ggörevlisi Haluk Örs, Kitab-ül Hiyel-i ve makine tasarımlarını olabilirlik açısından teknik olarak değerlendirdi, eski bir gazete yazarı olan Temuçin Tüzeçan Amat'la, Ersu Pekin de Suskunlar ile ilgili konuştular. Turgut Berkes Puslu Kıtalar Atlası'nı İngilizce'ye çevirme macerasından bahsetti. İlban Ertem'in her zamanki sevimliliği üzerindeydi yine ve Puslu Kıtalar Atlası'nın çizgi romana dönüştürülme sürecini anlattı biraz. Merek edenler için; çizgi roman henüz tamamlanmamış, 2010 sonu civarı bitirileceğini söyledi. İngilizce çeviri ise tamamlanmış ancak henüz okuyucuyla buluşmuş değil. Her ikisi de kitabın metnine sadık kalarak uyarlama yaptıklarını belirtti. Turgut Berkes'in amacı edebi bir yapıt ortaya koymaktan ziyede bir zevk, işe de öyle koyulmuş zaten. Son olarak yönetmen Ezel Akay geldi salona ve Kitab-ül Hiyel'in sinemaya uyarlanma fikrini paylaştı bizlerle. Kurgu, efekt, kostümler ve diğer tüm ekipmanlar işin en kolay kısmıymış meğer. Tek eksik sanırım para. Bunu net olarak söylemediyse de anlaşılıyordu her halinden. Mustafa Altıoklar ve Derviş Zaim sempozyuma katılmaktan son anda vazgeçmişler işleri dolayısıyla, ben affettim onları. Zira hiç bir kitabın sinemaya uyarlanması taraftarı değilim. Hele ki Ezel Akay'ın kitabın bütün atmosferini bir kenara bırakıp iktidar konusu temelli bir film oluşturma düşüncesini doğru bulmadım. Eğer cumartesi günü öyle bir sempozyum düzenlendiyse bunda en büyük rol o kitaplarda yaratılan yeni dünyanın ve atmosferindir diye düşünüyorum.
Fazla fotoğraf çekmedim, sadece ilgimi çeken bir kaç karakter çiziminin fotoğrafını çektim, idare edin. Sizde varsa benimle de paylaşırsanız çok sevinirim.
Santralİstanbul'da ilk kez bulundum, güzel bir yer... Bir de İstabul Tıp Fakültesi'ne gelin derim ben, meczupça. Cumartesi bütün gün oradaydım ve çok mutlu hissettim kendimi. Halihazırda hayatta olan bir yazar adına bir sempozyum düzenlenmiş olması o yazarın sıkı bir okuru ve takipçisi olarak beni gururlandırdı doğrusu. Böylesine etkili bir yazar olmak herkesin harcı olmasa gerek. Umarım bir gün kendisini de görürüz de onun bir hayal ürünü olmadığına kesin kanaat getiririz. Belki de Anar'ın bir düş ürünü olduğuna inanmak onu doğrulamaktır. Hayaller kurup kendi atlasını çizen ve bu atlas dahilinde dünyasını kurgulayan Uzun İhsan Efendi belki de hayallerinde bize de yer vermiştir, ne dersiniz?
YORUM EKLE
Rastgele Haber
- Beklentiler Ne Yönde Acaba? 04 Ekim 2007- Yenilik! 02 Eylül 2007
- Farklı Bir Yaz Tatili 02 Eylül 2007
- Artık Yazılara Yorum Ekleyebilirsiniz
- Sınavlar Nedeniyle Geçici Çevrimdışılaşma
bu yazıya yapılmış yorumlar
sen de yorum ekle






