son.10 yazı
en çok.okunanlar
bağlantılar
link değişimi için bana ulaşınanket
Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...
Böyle Şey Gibi... mmm... Ebleh... Fodul... Hah, Kekremsi İşte...
Telefonda konuşuyoruz uzun bir süre, bıkmadan ve doymaksızın. Sesler birbirine karışıyor, bazen fısıldayarak bazen de haykırarak. Arkadaşıyla sahilde yürümüşler biraz, yemek yemişler, sonra da eve. Bugün ne yaptın diyorum, arkdaşımla buluştum diyor, seviyorum diyorum, canım diyor, aşığım diyorum, gülüyor. Omzum ağrıyor, havadan olsa gerek. Hava bulutlanmayagörsün hemen nevrim dönüyor. Bir keder ki sorma, ki her şeyi havaya yoruyorum, bahanem hazır yani. Pencereyi açtım da bari biraz hava dolsun içeri, sabahtan beridir bir yemek kokusu almış başını gidiyor.

Hava soğuk, her an yağmur yağabilir, yerler ıslak, sokak lambasının ışığı yerden yansıyor. Ağırlığının bir kısmını burada bırakmış bulutlar, pencerenin dibindeki küçük bir su birikintisinde bir karınca çırpınıyor. Kendi dünyasının engin sularında bir fırtınaya yakalanmış gibi. Kurtuluyor sonra, arkasına bile bakmadan hızlıca uzaklaşıyor, kayboluyor. Sonra birden gök gürlüyor, hani önce şimşek çakar ya, çakmıyor işte, gök gürlüyor sadece, derinden geliyor sesi. Sonra havalandırma boşluğunun çatısından yağmur tıkırtısı gelmeye başlıyor. Giderek hızlanıyor. Korkutucu gibi biraz, birden elektrikler de gidince her taraf zifiri karanlık içinde kalıyor. Sürekli elektrikler gidiyor zaten. Ben karanlıktan hiç korkmadım ama, gök gürültüsüyle karışık karanlıktan da. Ama hafif bir yalnızlık var sanki. Göğün paylaşılmaya muhtaç sesi ve gecenin karanlığı var. Yanımda bir ses olmalı, birisi şarkı söylemeli belki de. Hüzünlü olsa da olur, zaten böyle bir durumda zil takıp oynayamayız ya. Hem karanlıktan daha hüzünlü ne olabilir ki. O hüzünlü şarkı hüznünü bir kenara bırakır o gece, annesini kaybeden palyaço gibi, dokuz sekizlik takılmak zorunda şimdilik. Neyse ki ortalık aydınlanıyor o sırada, alt kattan bir çocuğun sevinç nidası geliyor. Demin gelen ağlama sesi de ona mı aitti ne. Gece ilerlemiş ama ayakta olan bir tek ben değilim anlaşılan. Uykum mu yok? Yoo, gözlerim yanıyor, göz kapaklarım ağırlaşmış iyice. Sırtüstü uzanmış vaziyette tavana bakıyorum, beyaz ışık ne kadar da gerçekçi, buraya uzanamayan güneşin yapamadığını o yapıyor. Renkler doğal, mesela perde kirlenmiş ve hafif gri, açık pencerenin gölgesi duvara yansımış, nahoş sarı renkli duvara. O duvarda bir sinek geziyor, yeni boyalı parlak duvarda simsiyah sırıtıyor. Neden uçmuyor ki, ya da bu kadar özgürken neden on metrekare odaya sıkışıp kalmış. Onu öldürmeliyim aslında, gece rahatsız edecek beni. Neden sonra vazgeçiyorum, tıpkı iki gündür yaptığım gibi ve dün gece beni rahatsız etmesine rağmen, yarım saat ayağımı kaşıdım, uykumun kaçtığı yetmezmiş gibi. Neyse diyorum, kafamı biraz sola çeviriyorum. Uzun bir koridor, ucu karanlıkta. Işığın doğrusal yayıldığı gerçeğiyle bir kez daha karşı karşıyayım. Geçenlerde düşündüm ki eğer ışık doğrusal değil de eğri büğrü yayılsaydı, salonda otururken mutfaktaki çayın kaynadığını görebilirdim ve böylece gereksiz yere keyfim kaçmazdı çaya bakarken. Televizyonda güzel bir şey vardı çünkü, neydi hatırlamıyorum. Televizyon çoğu zaman hayatıma bir fon müziği, sadece açık ve yanımda biri varmış da bana gününün nasıl geçtiğini anlatıyormuş gibi. Üstelik dediklerini anlamama ve hatta cevap vermeme bile gerek yok, daha ne olsun. Uykuya yenik düşmeye ramak kalmıştı ki toparlanıyorum, ayağa kalkıyorum, tuvalete gitmeliyim üşengeçlik beni esir almadan. Dişimi fırçalıyorum ve sonra yaklaşık sekiz saatliğine dokunabildiğim dünyanın binbir zevkinden ve eş zamanlı dertlerinden sıyrılmak adına gözlerimi kapatıyorum. Her gece yaptığımdam farksız, önce bir müddet düşünüp sonra yavaştan alıp başını gitmek gibi bir his. Rüyaların imkansız sokaklarının, zamansız duygularının, devasa ormanlarının ve ıssız evlerinin ürkütücü ama merak uyandıran gerçekle karışık, dokunulduğunda parmak uçlarını içine alan dünyasında sekiz saatlik bir tur atıyorum. Sonrası hep aynı şeyler işte...
İLK YORUMU SEN EKLE
Rastgele Haber
- Bitti Ve Gidiyorum 24 Haziran 2009- Masalsı Gerçekliğin Romanı: Yüzyıllık Yalnızlık 26 Mayıs 2009
- İhsan Oktay Anar Sempozyumu Günlüğü 28 Nisan 2009
- Redd'in Yeni Albümü: 21 09 Nisan 2009
- Devinim ve Yenilik 09 Nisan 2009