son.10 yazı
en çok.okunanlar
bağlantılar
link değişimi için bana ulaşınanket
Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...
Hakkımda

Bin dokuz yüz seksen altı yılının mayıs ayında Giresun'un Tirebolu ilçesinde dünyaya geldiğimde hatırlıyorum da gözlerim kapalıydı. Sudan yeni çıkmış kadar ilkel bir canlının çırpınışından farksız ve anlamsızlık yüklü bir devinimdi hatırladığım ve bilmiyordum ki o anki umutların saflığı aslında geleceği var eden tek gerçeklikti. Bildiğim tek şey ev sakinlerine tarifsiz bir mutluluk düştüğüydü, ilk çocuk olmam bu mutluluğa katkı sağlamıştır elbette. Ne gariptir ki gözlerimi ilk açtığımdan sonraki beş-altı yıllık süreçte, gözlerim kapalıykenki hafızamı bir türlü bulamadım. Sonradan kaybetmiş olma ihtimalim de yok değildir. Çocukluk malum; yeryüzünü ve üzerinde yaşayan-yaşamayan her şeyi keşfetme dürtüsüyle oradan oraya koşturmak, kar yağdığı vakitler donarcasına üşümek ve üstünü başını ıslatıp anneden zılgıt yeme pahasına naylon torbaları altına alıp kaymak, arada bir kaybolup da evi telaşa vermek, sokak kavgalarına karışıp stres atmak, yemek saati gelmesine rağmen akşam karanlığında ölesiye maç yapmak ve daha bir sürü yaramazlıklarla dolu...
İlk başlarda zaman adeta duracak kadar yavaştı sanki. İlkokulda üst sınıfların hakimiyetini bir an önce ele geçirmek isteyen bir topluluktuk sonuçta. Bir an önce büyümek istedi bünyeler, büyükler gibi olmak; traş olmak, işe gitmek istedi. O sıralarda, yerinde saydığını düşündüğüm zaman bir oyun oynadı bana, giderek hızlandı, yıllar akıp gittikçe daha da hızlandı ve önü alınamaz taşkın bir nehre döndü de bu güne göz açıp kapayıncaya kadar gelebildim.
Mimar Sinan ilköğretim Okulu'nu bitirip de Görele Anadolu Lisesi'ni kazandığımda küçüktüm henüz, kardeşlerim vardı ve bana "ağabey" diye sesleniyorlardı. Belki de bu, çocuk kafayla büyük olabilmenin ilk adımıydı. O vakitlerde kendimi büyük hissetmeye başlamıştım ama farkında değildim sanki. İşte o vakitler zamanın taşkın bir nehre dönüşüm aşamasının başlangıcına tekabül ediyordu. Gel zaman git zaman, lise de bitti, derken üniversite denen yere de ilk adımımı attım. İlkokul öğretmenime hiçbir zaman "ben doktor olmak istiyorum" dediğimi hatırlamamakla birlikte, geçmişten bugünlere dek süregelmiş yoksunluk duygulanımı doğrultusunda tıbbiyeyi seçmek en doğrusuydu belki de. Çocukluktan kalma bir kırıntı olacak ki altı yıllık üniversite hayatı bitmeyecek diye düşünülerek atılmıştı bu adım. Diyecek, şimdi altıncı sınıftayım, bakıyorum da, çocukluğuma özgü o kırıntı boyutundaki düşünce dahi kalmamış. İşte insanın büyüdüğünü anladığı an belki de bunu fark ettiği andır. Çünkü insan büyüdüğünde geçmişi geleceğinden daha fazladır artık. İnsan yaşlandıkça hani duygusallaşır ve sürekli ilgi ister ya, işte bunun temelleri de içinde bulunduğum yıllarda atılıyor olsa gerek. Büyüdükçe geride kalmış yıllar dün gibi aklına düşer insanın, özlemle anar da geri gelemeyeceği gerçeğini derin bir hüzünle kabullenir sonunda. Geleceği artık çok uzakta görmeyen bir bireydir artık o. Yaşamına her ne kadar geçmişinin özlemiyle yön verir gibi görünse de umudunu yitirmez hiç bir zaman. Bu umuda sahip olmanın, dahil olduğu mesleğini sevmekten geçtiğini anladığında çok da geç değildir, daha yolun başındadır ve gelecekte mutluluğuna aracılık edeceği bir kendisi vardır, bir de mesleği gereği hastaları. Nitekim hayat zordur ama doktorluk da bir o kadar güzeldir.
Kendini gerçekleştirme adına statüsü gereği belli alanlarda çaba sarfeden insan, nihayetinde sosyal bir canlı formu olması sebebiyle çeşitli eğlenceler keşfeder yaşamında ve bunları da kendini gerçekleştirmenin bir parçası saydığı sürece sosyal olma ünvanını hak eder. Bir internet sitesi hazırladım ben de kendime, sizin de katkıda bulunabileceğiniz bir site bu. Pek sık olmasa da bir şeyler çiziktiriyorum. Okuma adına kendi çapımda bir evren yarattım ve orada yaşamımı sürdürüyorum şimdilik. Mutlu kalın...
Ha, bir de, sağlığınıza dikkat etmeyi unutmayın, ama arada bir de olsa doktorunuzu ziyaret edin, hal hatır sorun, uzak kalmayın onlardan, çekinmeyin, o da bir insandır neticede...
"Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır."
Değil mi sevgilim?