dahi bu DA neyin nesi!


Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...

Kulak Eğer Gerçeği Anlarsa Gözdür...

Kategori: Edebiyat | Yazılma: 10 Aralık 2007 | 1 yorum

Son romanı Suskunlar ile bir yandan mûsikînin hoş nağmelerini terennüm ederken, diğer yandan tasavvufun gizil yelkenlerine tutunan İhsan Oktay Anar, bir kez daha arz-ı endam ediyor edebiyat dünyamıza.

Ördüğü zarif düşlerle hem bol kahkahalara vesile olup, hem de yazdıkları üzerine düşündürtmeyi başaran bir romancı olarak Anar, Türkçe edebiyatın nev'i şahsına münhasır isimlerinden biri olduğu fikrini yazdığı her kitapta biraz daha kavileştirmekte. Suskunlar ise onun tahayyül ve tefekkür ölçeği en derin romanı olmalı.

Bu noktada kendimi dizginlemeliyim. Zira kitabın içeriğinden haddinden fazla bahsederek okuyacak olanların zevkini baltalamak istemiyorum. Fakat elimizde takdire şayan bir roman olduğu da muhakkak. Bir yandan Anar'dan alışık olduğumuz üzere, okuyucusunu zarif tasvirlerle İstanbul'un daha çok Konstantiniyye diye bilindiği zamanlarda, onun debdebeli veyahut metruk muhitlerinde gezdirirken, diğer yandan her biri ayrı bir âlem olan mûsikî üstâdı karakterlerinin etrafında mistik ve esrarengiz bir hikâye anlatıyor.

Suskunlar ilk bakışta sanki bir hayalet öyküsü okuyacağınız hissini uyandırsa da, işin iç yüzünün böyle olmadığı çok geçmeden anlaşılıyor (hayalet var elbet, hatta tam teşekküllü bir avcısı bile var). Eser pek çok yan öyküyle bağlantılı olarak Zâhir ve Bâtın kavramları (karakterleri) etrafında dönen ve ölümsüzlüğe ve Suskunlar'a dair bir anlatı.

Anar ezoterik ya da bâtınî denilebilecek bir öğretiyi, o dar ve örtük derinliğinden çıkartıp, ona bir kurmaca içerisinde (elbette bu bir anlamda yüzeyselleştirmedir) yeni bir nefes üflemeyi amaçlamış. Bu bağlamda da özellikle sûfî tasavvuf geleneği ile Hıristiyan tarihine ait bir takım olayları (Hz.İsa'nın hayatından çeşitli bölümler, Müneccim Krallar efsanesi gibi) edebî bir oyun içinde birbirine bağlayarak şaşılası bir kurgu oluşturmuş. Hatta bir bölümde Kitab-ı Mukaddes'in açılış babı olan Yaratılış Kitabı'nın yeni bir yazımı bile var ve bu ilginç yorum bana Silmarillion'daki Ainur'un Müziği'ni hatırlatmadı değil (Tolkien'in de o bölümdeki esin kaynağı Kitab-ı Mukaddes'tir). Yine gözlerden kaçmaması gerekenlerden biri eserin yedi sayısına verdiği ehemmiyettir.

Üstte bahsettiğimiz türden bir kurgu ve iç içe geçmişlik postmodernizm tartışmalarına uzanan bir parlaklık yaymakta. Zaten Anar da, Türk edebiyatının postmodern yazarları arasında gösterilir sürekli, ki buna hak vermemek mümkün değil.

Dil ve kurgu açısından Suskunlar'ın yazarın daha önceki işlerini aşmış olduğunu düşünüyorum. Hatta öyle ki, artık eski dilin kullanımı konusunda biraz da gösterişe kaçmakta bir beis görmemiş. Kitaptan istisnaî olmakla beraber oldukça çetrefil ve ahenkli bir alıntıya yer vermenin zamanıdır:
"Bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevi vüsafâsı olan ehl-i vukuf füsûnkârların bezediği o vâsî füseyfisâda raks ve vüsûb eden vüsemâ gibi birer üfkûhe idiler. Ama füsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin üfûl olduğu, bu füyûz dolu, tabiî bir vüs ve vüs'at taşıyan nefesler, hangi Yusuf-ı kalbîden nasıl hâsıl olur diye sanki, fusûl-ı erbaa teessüf ediyordu. Üflenenler adeta, Şems'in üfûl ettiği ufka gönderilen canlardan ibaret bir demet vüfûd idiler."

Görüldüğü üzere yazarımız daha önceki metinlerine kıyasla açıkça şakımaya başlamış denebilir. Yine o önceden bildik mizahî dilde olduğu gibi korunmuş, ki bu bir Anar kitabının en başat özelliklerinden biridir. Eğer o nükteli dil olmasa idi Anar'ın kitapları da bu denli çok sevilemez, beğenilemezdi.

Geçmişte Puslu Kıtalar Atlası karşısında hayrete düşmüş olmama rağmen, o ilk eser özellikle Amat ve Suskunlar'a kıyasla parçalı bir öykü akışına sahiptir. Suskunlar önceki dolamalı kurguyu korumasına rağmen, daha bütünlüklü, daha ahenkli bir yapıya sahip ve bir roman olarak daha temiz bir iş. Kitapta bazı ufak tefek kusurlar varsa da bunların sözünü etmeye değmez. Zaten Anar'ın karakterlerinden birinin "Kusur benim imzamdır" dediğini hatırlamak susmamıza yetmelidir.

"Bir İhsan Oktay Anar kitabının en hazin yanı nedir?" diye sorulacak olsa, sanırım en çok kısa olmalarından yakınılırdı. Şimdiye kadar yayımlanmış beş kitabı arasında en uzunu Suskunlar olmasına rağmen, sadece 270 sayfa civarında ve çabucak okunup biten ve keşke bitmeseydi dedirten bir kitap bu. Fakat öte yandan onun kitapları dolu dolu yazılmışlar ve okurken alınan hazzı başka bir şeyle kıyaslamak da kolay kolay mümkün olmasa gerektir. Anar'ın bu toplumun tarihini içine alan ve geçip gitmiş zamanlara dair, şimdiki zamanda fantastik dokunuşlarla bezenmiş düşlerinden oluşan romanları, yabancılık ve onun doğurabileceği yapaylık ve uzaklık hissinden beriler ve özgün ama aşina bir sıcaklık yayıyorlar.

Sözün kısası, İhsan Oktay Anar okumak çok keyifli bir iştir vesselam.

(alıntıdır)

etiketler: ihsanoktayanar, edebiyat, roman, suskunlar, puslukitalaratlasi, eflatun, cagdasedebiyat, felsefe, eskiistanbul

YORUM EKLE

Rastgele Yazı

- Bir Web Sitesi Nasıl Çalışır? 02 Eylül 2007
- Bir İnternet Sitesi 30 Temmuz 2007
- Yenilenebilir Enerji Nedir? 26 Temmuz 2007
- Aşklar da Ayakkabılar Gibidir... 20 Mayıs 2007
- Küresel ısınma Nedir? Ne Yapmalıyız? 20 Mayıs 2007

bu yazıya yapılmış yorumlar


bir garip okuyucu 30 Aralık 2007 19:59:09 tarihinde demiş ki;

güzel roman. tavsiye ederim. yukarıdaki yazıda belirtildiği gibi temiz iş çıkarmış yazar. türk edebiyatına güzel bir katkı diye düşünüyorum. tarih,tasavvuf,mistizm sevenlerin kaçırmaması gerekir. enim şimdiye kadar okuduğum en güzel romandı. arkadaşıma verdim okudu ama pek açmadı kendisini. çünkü bu zevk meselesidir. konu ilgisi çekmemiş olabilir. 17 yy.da musiki ve tasavvuf terbiyesi almak istiyorsanız hiç kaçırmayın. yazarın diğer kitaplarını okumamıştım. suskunlardan başladım. bir hafta içinde 5 kitabını da okudum. bu eserleri güzellik sıralamasına sokarsam on üzerinden: 1.suskunlar 9 puan 2.amat 8 puan 3.puslu kıtalar atlası 8 puan 4.kitabul hiyel 7 puan 5.efrasiyabın hikayeleri 7 puan

sen de yorum ekle