dahi bu DA neyin nesi!


Bu aralar okuduğum kitap; Dava, yazarı Franz Kafka...

Ölümsüz Şiirlerin Şairiydi

Kategori: Edebiyat | Yazılma: 25 Ekim 2008 | 0 yorum | yorum ekle

Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı 15 Ekim Çarşamba günü kaybettik… Dağlarca, okuru hep heyecanlandıran, üretim temposuyla yadırgatan, özellikle 1950’lelere kadar olan döneminde benzersiz bir mükemmeliyeti simgeleyen yapıtlarıyla daha yarım yüzyıl önce klasikleşmiş bir şairdi.

Bir şair düşünün, seksen beş yıllık cumhuriyet döneminin yetmiş beş yılında şiiri duyumsamış, düşünmüş, yazmış.  Hayatını hep şiirin kendisiyle, onu yazarak ifade etmeye çalışmış. Onun, Türkçe yazılan şiirin büyük ustası olduğu konusunda herkes hemfikir. Cemal Süreya, bu şairin yazdığı şiire dair, neredeyse kırk yıl önce öylesine ilginç bir saptama yapmıştır ki, şiir meraklıları bunu hâlâ düşünür. Süreya’ya göre o, şiirimizin genel diyalektiğine kesinlikle eklenemeyen bir şairdir.  Garip, İkinci Yeni gibi şiir akımlarından en az, hatta hiç etkilenmeyen biricik şair durumundadır.  Sonsuz sayıda şiir ve şiir kitabı yazması okurunu hep şaşırtıp, şüpheye sokar. Bu yüzden de bir takım hoşnutsuzluklar söz konusu olmuştur. Ama, bu şair, çok sayıda öyle önemli şiir kitapları yazmıştır ki, soru işaretlerinin hepsi uçuşup gider. Belki Türkçe şiirde onunki kadar yetkin ve çok sayıda şiir kitabına sahip başka şair yoktur. Şiirindeki özgün iç değişimler ilgiyle araştırmaya değerken; bu şair destandan çocuk şiirlerine kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde, ömür boyu gezinip durur. Şiirinin yer yer ‘resmîleştiği’, çoğu destanımsı kitaplarında bile, şiir dilindeki ustalığından ödün vermeyişi dikkat çekicidir. Varlık sorununu şiirine her dönem derinliğine işlemiş bir ustadır o. Hatta bazen varlıktan hiçliğe doğru giden yolda ilginç şiir durakları okurunun gözlerini kamaştırmıştır.

Şiirin bu benzersiz ustası Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı 15 Ekim Çarşamba günü kaybettik. Onu yalnızca Türkçe şiire getirdiği yeniliklerle anmak haksızlık olur. Şiirin, bu iklimde, geniş kesimlerce tanınmasına da şiirleriyle büyük katkıda bulunmuştur. Tüm iç, dilsel ve anlamsal değişimlerine rağmen bu şiir, kendi damarından köklü biçimde hiç uzaklaşmaz. Doğa ve nesneler dünyası; akılcılığa yöneldiği, toplumsalcı kimliğin belirginleştiği kitaplarında bile hep yerini alır. Bu şiirin, baştan beri, kendine has bir ruhaniliği olagelmiştir. Ne kadar, süreç içinde, şiirin metafizik eğilimlerden uzaklaşıp, reel dünyaya doğru evrildiğinden söz edilse de kendine has bir ruhani atmosfer, toplumsalcı eğilimli şiirlerinin içinde, gizli bir yerinde saklı durur.

Ölümünün ardından kaleme aldığımız bu kısa yazıda, Dağlarca şiiri üzerine topyekün değerlendirmeler yapmak kolay değil. Bizim için, şairin, bazı edebiyatçılara ‘sezgici’ dönemi kabul edilen 1935-1945 yılları arasındaki evreyi öncelikle anımsatmakta yarar var. Çünkü Çocuk ve Allah adlı klasik kitabıyla başlayan bu evrenin kitap ve şiirleri, şairin şiirindeki mükemmeliyeti kadar, dilindeki biricikleşme sürecinin de göstergesidir. Benzerine rastlanmayan bir kozmik ve varlıksal dünya kurmuştur şiirinde. İnsanın iç dünyasıyla doğa sarmalanırken beliren kozmik çağrışımlarda, bir yazarın dediği gibi ‘çocuksu bir şaşkınlık’ da dikkat çeker. Ama, çocuksu bir ürkeklik alttan alta hep vardır. Şairin, 1930 kuşağı şairlerinin bazılarından esinlenerek, bir yapı kurmaya çalıştığı 1935’te çıkan ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya’daki nesneler dünyası, Çocuk ve Allah’la birlikte, kendine has bir ruhaniliği de işaretler. Eşyanın da artık bir doğası olduğu büyülü bir biçimde dillenebileceği ve en önemlisi bir ruhun ikizi olabileceği bu ilk dönem şiirlerinde hayretle gözlemlenebiliyor. Doğanın sembolleriyle; ölüm, zaman, Allah gibi semboller garip bir gizemciliği, sezgicilik kadar içinde barındırmaktadır.

Doğadan Vazgeçmedi

1945’ten sonraki kitaplarda, insan unsuru azıcık da olsa ete kemiğe bürünmeye başlar. Kozmik çağrışımların yerini, insan ilişkileri almayı sürdürür. Doğa ağırlığını taşımaktan hiç vazgeçmez. Eşyalar da. Bu aralar varlıksal sorun tüm hakikiliğiyle şiirin içindedir. Ama, reel hayattan hareketle yeni fikir kıvılcımları şiire yerleşme sürecini yaşar. Yeryüzüne gitgide inen bir Dağlarca şiiridir dikkati çeken. Değindiğimiz ilk döneminden asıl ve köklü kopuşa, 1955’te çıkan Asu ve sonrası kitaplarda belirginleşir. Doğa, nesneler ve evren yine şiirin içinde, ama kıyasıya hayat kokmaktadır. Genel tespitlere göre, şairin şiiri ‘akıl çağı’na adım atmaktadır. 1960’larda bu akılcılığın içinden süzülen bir toplumsalcı kimliktir ön plana çıkan. Ve bu çizgi küçük iç değişimler yaşasa da aralıksız sürer. Bu yönelimin izlerini ölmeden önce çıkan son kitaplarında bile bulmak mümkündür. Bu dönemdeki az sayıda şiirde ilk dönemine yolculuklara rastlanır.

Bu serüvende, ulusalcı kimliği ön planda, destan türü kitaplar okura bugünün gözlüğüyle biraz abartılı gelir. Ama, bu kitaplardaki şiir dili kusursuzluğu okuru hep şaşırtmıştır. Şairin ilk dönem şiirlerine ağırlıklı sinen ‘çocuksuluk’, 1960’larla birlikte ‘çocuk şiirleri’nden oluşan kitap dizisine dönüşür. Bugüne kadar, usta işi çok kitabına rastlanır.

Dağlarca, okuru hep heyecanlandıran, üretim temposuyla yadırgatan, ama, bize göre, özellikle 1950’lere kadar uzanan döneminde benzersiz mükemmeliyeti simgeleyen yapıtlarıyla, daha yarım yüzyıl önce klasikleşmiş bir şairdi. Ama, toplumsalcı şiirinde ilgiye fazlasıyla değer birkaç kitap da kaleme aldı. Bize, bu yazıda, son olarak, onun tutkulu okurlarına başsağlığı dilemek kalıyor.

Orhan Kahyaoğlu, Radikal Kitap, Sayı: 397

etiketler: edebiyat, siir, sair, fazilhüsnüdaglarca, ölüm, cemalsüreya, radikalkitap

İLK YORUMU SEN EKLE

Rastgele Yazı

- Karadeniz'de Bir Köy 18 Ocak 2009
- Ölümsüz Şiirlerin Şairiydi 25 Ekim 2008
- Kendi Tişörtünü Kendin Tasarla! 13 Mart 2008
- Giresun'un Eşsiz Güzelliği: Yaylalar 12 Mart 2008
- Web Sitesi Yaptırmak İstiyorum... 10 Şubat 2008

bu yazıya henüz yorum yapılmamış